Burs başvuruları birkaç aşamada değerlendirilir. Ön değerlendirme dijital burs sistemi üzerinden yapılır. Ön değerlendirmeyi geçen adaylardan belgeleri sisteme yüklemeleri istenir. Belgeleri uygun bulunan adaylar mülakata davet edilir ve son karar Eğitim ve Burs Komisyonu tarafından verilir.
Öğrenci, öğrenimi süresince almış olduğu bursu, ücretli veya maaşlı bir işte çalışmaya başladıktan en geç altı ay sonra, aynı aylık burs tutarları kadarıyla ve süresince, EGET Vakfı kanalıyla bir başka öğrenciye burs olarak geri ödemeyi kabul ederse bursu alabilir.
Hayır. Öğrenciler dönem kaybına neden olmayacak şekilde Erasmus gibi öğrenci değişim programlarına katılabilir ve bu süre içinde burs ödemeleri devam eder. Ancak öğrencinin bu durumu vakfa bildirmesi gerekir.
Bu durum başvuru sırasında beyan edilmelidir. Değerlendirme, öğrencinin toplam maddi ihtiyacı dikkate alınarak yapılır.
Başvuru formunda listelenen okullar dışında veya vakıf üniversiteleri ile açıköğretim fakültelerinde okuyan ya da uzaktan eğitim gören öğrenciler burs başvurusu yapamazlar.
|
Başvuru: QR Kod & Link
Başvurunuzu aşağıdaki linkten yapabilir veya QR kodu telefonunuzla okutarak hızlıca açabilirsiniz.
|
Mardin’in Midyat ilçesinde doğdum. Babam sigortasız çalışan bir inşaat işçisiydi annem ise ev hanımı. Kardeşlerimin çoğu okuduğu ve evde babam dışında para getiren kimse olmadığı için ben ve kardeşlerim yaz tatillerinde çalışarak okul harçlığımızı çıkarmaya çalışırdık. 10 sınıfa kadar örgün öğretimde okudum fakat ailemin maddi imkanlarının kısıtlı olması nedeniyle 10 Sınıfın sonunda okuldan ayrılmak zorunda kaldım. Okuldan ayrıldıktan sonra yaklaşık bir yıl çalışıp para biriktirdim çünkü ben makina mühendisi olmak istiyordum ve bunun için paraya ihtiyacım vardı. Bir yılın sonunda Açık öğretim lisesinden üniversite sınavına hazırlanmaya başladım ve zorlu bir sürecin ardından sınavı kazandım şimdi Yıldız Teknik Üniversitesi makine mühendisliği öğrencisiyim. Hedefim iyi bir mühendis olup ülkeme faydalı olmak, özelikle zor şartlar altında okumaya çalışan öğrencilere hem maddi hem de manevi açıdan destek olmaktır.
Saygılarımla
Yedi çocuklu bir ailenin ikinci çocuğuyum. Çok kardeş olmak güzel yalnız bu güzelliğin bedelini, bir oyuncakla altı saat aralıkla oynayarak, harçlığı yedi' ye bölerek, aynı zamanda babamızı aylarca görmeyerek ödedik. Çocukluğumda yaşamam gereken birçok şeyi arkamda bırakıp büyümek zorundaydım. Ortaokuldan beri yurtta kalıyorum. Yurt bana inanmayı, sabrı, geçinebilmeyi, ayaklarımın üzerinde durmayı ve hayatın kimsenin gözünün yaşına bakmayacağını öğretti. Şu an okul öncesi öğretmenliği bölümünü okuyorum. İleride hiçbir çocuğun büyürken arkasına hüzünle bakmaması için elimden geleni yapacağım.
“Bir şeyi gerçekten istersen, bütün evren onu gerçekleştirmek için iş birliği yapar." Hayallerimi gerçekleştirme yolundayken simyacı kitabındaki bu güzel sözün karşılığını maddi manevî bana destek olan EGET Vakfı’nda gördüm.
Minnettarım EGET Vakfı.
Annem, ben 3 yaşındayken babamın alkolik hallerinin getirmiş olduğu psikolojik, fiziksel şiddet ve şiddetli geçimsizlik nedeniyle babamdan boşanabilmişti. Bu nedenle anneannem ve dedemin evine yerleşmiştik. Annem elinden gelen her işi yapmış ve de beni lise dönemime kadar kendi çabalarıyla okutmuştu. Babamın maddi manevi bir desteği olmadı. Aksine her bulduğu fırsatta psikolojik şiddet uygulardı. Bunlara rağmen toplumumuzun "dul" damgası sebebiyle annem babamla tekrar birleşmek durumunda kalmıştı. Babam bu süreçte bir restoran açmış iflas etmiş ve annemi de girdiği işinden çıkmasına neden olmuştu. Önce annemi sonra da beni yıllarca çalıştırdı. Lise son sınıfta üniversiteyi kazandım fakat babam üniversiteye vereceği parayla yeni bir restoran açabileceğini söyledi ve beni okutmayacağını net şekilde dile getirdi. Restoran daha çok kazandıkça sorunlar büyüdü. Babamın annemi aldattığı ortaya çıktı. Dedem ve anneannemin evine döndük. Babam giderken ‘para bende gidersen fakir olacaksın’ demişti ve dediği gibi de ne maddi ne de manevi olarak destek olmadı.
Bu ağır psikolojik ve ekonomik zorluklar arasında kendi ayaklarım üzerinde durabilmek için çok çalıştım %100 burslu olarak üniversiteyi kazandım. Ancak tüm bu olumsuz koşullar nedeniyle aileme yakın olacak şekilde çok çalışarak, notlarımı yüksek tutarak yatay geçiş yaptım. Şimdi anneannem, dedem ben ve annemin bulunduğu 4 kişilik bir aile olarak dedemin tek emekli maaşı ile geçinmeye çalışıyoruz. Bu zor süreçte EGET Vakfı başvurumu kabul etti. Bu sayede daha rahat bir nefes alabildik. Kabul edildiğimi öğrendiğim an tarifsiz bir mutluluktu. EGET Vakfına sonsuz teşekkür ediyorum ve mezun olduktan sonra da EGET Vakfı’nın üyesi olacağım için mutluluk ve onur duyuyorum.
14 yaşındayken, maddi zorluklara rağmen ben ve kardeşlerimin eğitimine öncelik veren babamı kaybettim. O zamanlar sekizinci sınıftaydım ve lise sınavına hazırlanıyordum. İstediğim sonucu sınavdan alamadım ve lise yıllarımı da tam anlamıyla verimli geçiremedim. Ancak, lise son sınıfa geldiğimde, rahmetli babama verdiğim ve hayalimdeki bölüm olan herkes için iyi bir doktor olma sözünü yerine getirmem gerektiğinin bilincinde olarak çalıştım. O dönemde geç kaldığımı düşünsem de, olumsuz düşünceleri bir kenara bırakıp tüm odağımı derslerime verdim.
İlk iki yıl istediğim sonuçları alamadım, ancak tıp kazanacağıma olan inancımı hiç kaybetmeden tekrar hazırlandım. Sonunda girdiğim son sınavda, tıp fakültesini kazanacak puanı almayı başardım ve hayalimdeki bölüme yerleştim.
Üniversitede aldığım KYK bursu, masraflarımı karşılamaya yetmiyordu. Bu yüzden yaz aylarında çeşitli işlerde çalışarak geçirdim. Kazandığım paralar üniversite masraflarımı tam anlamıyla karşılamasa da, EGET VAKFI bu yıl bana büyük destek sağladı. Yeni bir işe başlamak ve kısa sürede adapte olmak bazen zorlayıcı oluyordu. Aldığım tepkiler moralimi bozsa da, çalışmak bana farklı hayatlarla tanışma ve hedeflerimi daha da büyütme fırsatı sundu.
EGET ailesiyle bu yıl tanıştığım için çok şanslıyım. Her şey için çok teşekkür ediyorum.
1999 yılının Mart ayında Ağrı’nın bir köyünde hayata gözlerimi açtım. Ailenin ilk çocuğu ve ilk torunuydum. Bu durum hayatım boyunca daha çok saygı ve sevgi ile karşılanmama olanak sağlıyordu.
Doğu bölgelerinde kız çocuklarına pek değer verilmez denildiğinde bunun çok saçma olduğunu düşünürdüm, belki de ailemin bana bu sözün aksine fazlasıyla değer ve önem vermesinden kaynaklanıyordu bu düşüncem. Zamanla etrafımda tanık olduğum durumlardan, arkadaşlarımın çoğunun okuldan alınıp başlık parası denilen saçmalık karşılığında evlendirilmesinden anladım bu sözün neden söylendiğini.
Üç yaşına gelene kadar hayatımda her şey normaldi. Henüz üç yaşındayken belki de tüm göz damlalarını tanımama neden olacak olan göz rahatsızlığımı fark etti ailem. Göz rahatsızlığımdan dolayı üç yılım İstanbul’da hastanelerde geçti. İlkokul ve ortaokulu köye bağlı olan okulda okudum.
Ağrı’nın en iyi liselerinden biri olan Türk Telekom Ağrı Sosyal Bilimler Lisesi’ne başladım on dört yaşında. Okul evime oldukça uzak olduğundan okul pansiyonunda kalmam gerekti. Her ne kadar zahmetli bir dönem olmuş olsa da arkadaşlık, kendi başının çaresine bakabilme konusunda bana çok şey kattı bu dönem.
Lise öğreniminde yabancı dilde öğrenim gördüm ve o yönde sınava girdim. Amacım İngilizce öğretmeni olmaktı. Ama kendi ana dilini doğru kullanamayan bireylere yabancı bir dil öğretemezdim. Ben de bu bireyleri temelden eğitmek maksadıyla sınıf öğretmeni olmaya karar verdim. Eşit ağırlık bölümü için gerekli olan matematik ve edebiyat bilgisine sahip değildim. Elimden gelenin en iyisini yapmak için düzenli bir şekilde çalıştım. Sınava üç aylık bir süre kala çok çalışmaktan dolayı göz rahatsızlığımın daha da kötü duruma geldiğini öğrendim. Zaten sol gözümde yüzde yüzlük bir görme kaybı vardı, diğer gözümü de kaybetme korkusu beni bunalıma soktu. Ankara’ya sevk edildim, gerekli önlemler alındı ancak sağ gözüm artık yüzde ellilik bir oranla görüyordu. Buna da şükür etmek gerekli. Tüm bu sorunlara rağmen sınavdan iyi bir sonuç aldım ve İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi’nde istediğim bölümü kazandım. Şu an tek amacım başarılı bir şekilde üniversiteden mezun olup vatanıma, milletime, rehberleri olacağım minik yavrularıma iyi ve hayırlı bir öğretmen olmak.
Bu amacıma ulaşmak aslında pek de kolay görünmüyordu. Ağrı gibi olanaksızlar şehrinde büyümüştüm. Babam bize bakmak için elinden geleni yapıyordu ama üniversite için maalesef bir birikimimiz yoktu. Sadece ben değil bir kardeşim daha üniversiteye gidiyordu bir tanesi de liseye. Babam yedi nüfuslu bir aileye bakmakla yükümlüydü. Ben de babama yük olmamak için burs arayışına girdim. EGET Vakfı ile karşılaştım ve detaylı bir araştırma yaptım vakıfla ilgili. Burs için yaptığım araştırmada karşıma çıkan en verimli ve faydalı imkan bu olsa gerek dedim kendime. Mezun olduktan sonra ben de başka öğrencilere umut kaynağı olacaktım. Bir öğretmen adayı bundan başka ne ister ki! Hemen başvuruda bulundum ve bursu almaya hak kazandığımı öğrendiğimde çok mutlu oldum. Şu an vakıftan burs almaya devam etmekteyim. Eğitim hayatımda bana kolaylık sağlayan bu bursu verenlere ve aracılık eden EGET Vakfı’na müteşekkirim. Yüzlerce kişiyi sevindiren bu güzide vakfın başarılarının devam etmesi dileğiyle…
Ortaokul mezunu anne babanın ilk çocuğuyum. Bulunduğum konuma zorlu yollardan geçerek geldim, fakat hiçbir başarı bireysel değildir. Doğduğum, büyüdüğüm yer birçok fırsattan mahrum kalmış, kendi kendilerine yetebilmeye çalışan insanların barındığı küçük bir ildi. Birçok kişinin aksine ailem ve öğretmenlerim her daim eğitim için çabaladılar. Hayatımda, fikirlerimde, tüm başarılarımda bu değerli insanların izleri vardır, bu yüzden kendimi hep şanslı hissettim.
Zorluklar her daim olurken, bize umut olacak birileri de karşımıza çıkacaktır. Küçük bir dokunuş büyüyerek kocaman bir mucizeye dönüşebilir. EGET Vakfı zor zamanlarımda bana umut oldu. Hem benim hem ailemin yükünü hafiflettiler. EGET Vakfı’yla tanıştığımda, yapılan çalışmaları ve Vakfın misyonu beni umutlandırdı. İleride mucizeler yaratmak ve umut olmak birilerine…
EGET Vakfı’na teşekkür ederim, her şeyden çok beni bu aileye kabul ettikleri için.
Nerden başlanır pek bilmem ama nasıl devam edeceğimi hep hayal etmişimdir.
7 çocuklu ailenin tek erkek çocuğuydum. Kardeşlerimle birlikte yaşam mücadelesi vermekteydik. Babam sürekli gurbetteydi. Gurbette çalışırken dedemin bana baktığı seneler de ardı ardına geçiyordu. Başta pek fark edemesem de zamanla babamın eğitimime fazlasıyla önem verdiğini anlamıştım. Şöyle ki, biraz üzücü de olsa kitap alamadığım için babamın komşunun çocuklarından getirdiği kitapları kendisi silip bana veriyordu çözebilmem için. İlginç ama bir o kadar da değerli hissettiriyor şu an bunu hatırlamak.
Aslında küçükken okumanın değerini bildiğim söylenemezdi. Babam belli ki bende bir şey görmüştü çünkü çokça uğraşmıştı eğitimim için. Liseyi çok güzel bir yerde kazanınca, ev hayatım yurda dönüştü. Lisemizden mezun olanların çok iyi yerlere gelmesi gerektiği yargısı vardı. Ben de bu düşünceyle ilerledim. Gelecekle ilgili hayaller kurarken yaz gelmiş olurdu ve yaz mevsiminde hep inşaatta çalışırdım. Sanki hayallerime ket vurulurdu. Yine de babamla inşaatta çalışmak çok eğlenceliydi. Babamla çalıştığım son iş değilmiş gibi gelirdi. Babanın kaybı ne demek hâlâ bildiğim söylenemez. Lakin bildiğim birkaç şey oldu. Ailemi geçindirebilmek ve babamın eğitimime bu kadar uğraşmasının altyapısını anlamak. Babam küçükken köyde çok başarılıymış ve hocası ilkokul bittikten sonra dedemden rica edip babamı şehre götürmek istemiş. Dedem çobanlık bahanesiyle babama izin vermemiş. Klasik de olsa babamın içinde kalmış.
Ben hep savcı olmak isterdim ama babamın o zamanlardan kalan doktorluk hayali varmış. Tabii bunu babamı kaybedince öğrendim. Şartlar beni sadece doktor olmaya itti. Mezun olduktan sonra sınava hazırlandım ve tüm hayallerime doktor olma zorunluğu getirdim. Dürüst olmak gerekirse başarılı olabileceğimi ya da aileme bakabileceğimi düşünemiyordum. Yazları çalışmayı, kışın okula devam etmeyi nereye kadar götürebilirdim. Emin değildim çünkü gerçekten dipte gibi hissediyordum.
Üniversite hayatıma gelince zorluklar peşi sıra devam etti. Bu süreçte EGET Vakfı’nı tanıdım. Ama burayı vakıf olarak tanımlamak, sistemi sıradanlaştırmış olmak gibi geliyor. Vakfı kurmaları, yapmış oldukları işlerle benzersiz olmaları; bunları yaparken de çok normal bir şey yapıyor gibi sakin olmaları beni hep içlerine çekti. Vakfın merkezinden başlayıp her detayını görmeye çalıştım. Hayatımda bir şeyler yer edecekse, bunun bu vakıf olmasını en içten dilerim. Yaptıkları ve yapacakları her güzel şey için teşekkür ederim.
Yine de şimdi geriye doğru baktığımda her şeyi yaşamış olmanın güzel bir tarafı da vardı elbet. Yolumuz belki uzun ama bu yolda birileri fark etmesek de bize hep yardımcı oluyor olacak da. Geldiğim nokta itibariyle doktorluğa çok yakınım ve gerçekten hiç kolay olmadı. Kolay olmayan her insan için de bu süreç bitince ben de bir mum ışığı olacağım.
Merhabalar,
Öncelikle Eget Vakfı'na biz öğrencilere verdiği destekten ötürü teşekkürlerimi sunmak istiyorum.
Emekli bir fabrika işçisinin en küçük çocuğuyum. 5 kardeşiz ve ben bu 'en küçük olma' avantajından hep yararlandım. Ta ki babam ben 9 yaşında vefat edene kadar. Bu süreçten sonra hayat ben istemesem de beni büyümeye zorladı. Babam vefat ettikten sonra her sene okul harçlığımı çıkarmak için çeşitli işlerde çalıştım. İlkokul, orta okul derken yanlış lise tercihinden dolayı iyi bir liseye gidemedim. Ama pes etmedim, her ne kadar düz lisede okusam da elimden geleni yaptım ve çok çalıştım. Ancak benim için çalışmak; kendime ait bir oda ve çalışma masası olmaksızın, televizyon ve insan seslerinin çok fazla olduğu ve benim köşeye büzülüp sobanın kenarında ders çalışmak ve aileden herhangi bir destek almaksızın her gün gerekirse aç kalıp para biriktirerek test kitapları almak demekti. Buna rağmen çalıştım ve istediğim bölümü kazanmak nasip oldu. Bu süre zarfında beni desteklemeyenler, inanmayanlar, hatta engelleyenler oldu. Ama şunu biliyordum, insanlar yapamazlar ve senin de yapamayacağını zannederler. Her ne kadar bu zorluklar olsa da kendime inancım ve sevdiklerimin destekleriyle şu anda Hukuk Fakültesi öğrenimim devam etmekte.
Yine çok çalışıyorum, elimden geleni yapıyorum. Çünkü zirveye çıkmak zor, zirvede kalmak daha da zor. Zaman gelir insanın başarısı bir sonraki başarısına engel olur. Ben bu bilinçle çalışmaya devam ederken Eget Vakfı ile karşılaştım. Onların destekleriyle omuzumdaki yük biraz daha azaldı. Onlara minnettarım.
Şu anda tek bir amacım var: Vatana ve millete hayırlı ve en önemlisi iyi bir insan olarak denizde damla misali bile olsa adaletsizliği gidermek, iyi bir hâkim olabilmek. Nihayetinde yürüdüğüm bu yolda bize aile sıcaklığı veren ve bizi destekleyen Eget Vakfı'na sonsuz teşekkürlerimi sunarım.
Esen kalın.
Merhaba Efendim,
EGET Vakfından aldığım telefonu hala anımsarım, orada Özlem Hanım’a söylediklerimi tekrarlayarak söze başlamak istedim.
“Kurdukları bu sistem, safi tüketim olan bir toplum için mucize. Bencilliği erteleyen empatiyle biz gençliğin kendi içinde bir çark başlatmaları muhteşem bir şey. Hiçbir kazanç gütmeksizin Öğrenci-öğrenci’yi anlar mantığıyla kim bilir zamanında aldıkları bursla okuyan büyüklerim ileride benim sağlayacağım bursla hangi dostumun okumalarına destek olacak!”
İsmim Hakan. Ancak ben sadece Hakan'ı temsil etmiyorum.
Tüm inanç köklerinde kaderle insan adını birbirine bağdaştırarak başladığını düşünülür.
Benim hikayem de böyle başladı.
06.12.1996 senesinde, Denizli'de Sevindik Mevkiinde, bir çöplükte. Birkaç haftalık olduğu düşündükleri bir bebek bulundu. Ağlama seslerini duyan bir kadın sabahın güneşle uyanan saatinde polis güçlerini arayarak bir bebeğin hayatını kurtardı. Üzerinde hiçbir bilgi bulunmayan bebeğin ne trajiktir ki ailesine ve kan bağı bulunan hiçbir tanıdığı ortaya çıkmadı. Dönemin Denizli siyasileri adını Hakan soyadını Can olarak Denizli Yetiştirme Yurdu’na yerleştirmekte buldular çözümü.
...
İnsanlar hikayemin sadece hep başını merak ettiler. Benim bilmediğim ailemi ve terk ediliş nedenlerimi. Zamanla yalan söylemekten sıkılıp bende onlara sordum ve sessizliğe gömüldüler.
“Bir bebeği ölüme terk edecek cesareti insan kendinde nasıl bulur?”
Neden terk ettikleri değildi meramım, o cesaretin bende de olup olmaması.
Adım Hakan değil sadece, birlikte büyüdüğüm yüzlerce binlerce kardeşimi ifade etmekteyim
. Ben aynı zamanda Şeyma Süleyman Ali'ydim.
Zor bir başlangıç size sadece kötülük getirmez, iyiliğin ne kadar özel olduğunu öğretir.
Hayat bana başardığım ve başaracaklarımın yalnız bana ait olmadığını gösterdi
Ve tek başıma olmadığımı.
En içten dileklerimle ve saygılarımla,
Merhaba;
Ben, Hukuk Fakültesi, 1.sınıf öğrencisiyim. Biz, üç kardeşiz. Üçümüz de kendi kendimize bir söz verdik: En güzel yerlere gelebilmek için elimizden geleni yapıp her zaman daha da iyisini gerçekleştirebilmek üzere çabalamak… Büyük ablam Tıp Fakültesi’nde 4. sınıf öğrencisi. Ortanca ablam ise psikoloji bölümü 2. sınıf öğrencisi. Babam geçimimizi sağlamak adına neredeyse bütün meslek dallarını denemiş; fakat çabalarının karşılığını alamamış biri. Annem, yaşadığımız bu coğrafyanın kaderinden muzdarip: İlkokulda çok başarılı bir öğrenciymiş; ama ‘kız çocukları okula gönderilmez’ zihniyetinin kurbanı olmuş. Ne var ki koşullara boyun eğmeyen annem; 44 yaşında üniversite eğitimini başarıyla tamamladı.
İlkokul 5. sınıf öğrencisiyken, Türkiye genelinde yapılan bir sınavda il dördüncüsü olarak burs almaya hak kazandım. 7. sınıf öğrencisiyken girdiğim kitap okuma yarışmasında birinci olarak bir fotoğraf makinesi ile ödüllendirildim. Demem o ki çalışmalarımın karşılığını eninde sonunda alabileceğimi, henüz ortaokul öğrencisiyken fark ettim. Liseyi Diyarbakır’ın en iyi Anadolu lisesinde okumaya hak kazandım. 11.sınıfta alan seçimi yaparken eşit ağırlık alanını seçmemin benim için daha iyi olacağını düşündüm; ancak okulumuzda eşit ağırlık sınıfı açılmadı. Özel okulların bursluluk sınavlarına girdim. Eşit ağırlık sınıfı açacağını söyleyen bir özel okulu tam burslu olarak kazandım. Kaydımı yaptırdığım bu okulda yeterli ve düzgün bir eğitim görememekten dolayı, okulun yanlış uygulamalarını ve eksiklerini anlattığım bir eleştiri yazısı yazdım. Okul yönetimi tarafından aranıp tehdit edildim; beni, avukatları aracılığıyla dava edeceklerini söylediler. Yazdıklarımda en ufak bir yanlışlık yoktu; haklıydım. Avukat tutacak imkanımız olmadığından, yazımı kaldırmak zorunda kaldım. O gün. Ben de avukat olmaya karar verdim. Üniversite sınavında ilk 5000’e girip hayalim olan Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandım.
İyi bir avukat olmanın yanı sıra en az beş dil öğrenmek; dünyayı dolaşmak; gideceğim her ülkede kendime bir şeyler katabilmek ve insanların hayatlarında olumlu bir yer edinebilmek, en büyük idealim. Bir başlangıç olarak, Belediye Halk Eğitim Merkezi’nde işaret dili ve İngilizce eğitimi görüyorum. Mey ve gitar öğrenmeye çalışıyorum.
Gerek ben, gerekse kardeşlerim, çocukluğumuzdan itibaren, kendi kaderlerimizi kendimizin yazmak zorunda olduğunu bilerek büyüdük. Bize bunu öğreten ailemin kişiliğime kattıklarını ve EGET Vakfı’nın ekonomik desteklerini kendime birer borç sayıp bunlara layık bir birey olmak için elimden geleni yapıyorum ve yapacağım.
EGET Vakfı’na, kurduğu bu sürdürülebilir sistem için teşekkürlerimi sunmak istiyorum.
Mardin’in Nusaybin ilçesinde, ailemin üçüncü çocuğu olarak dünyaya geldim. On, on iki yaşlarıma kadar çocukluğumun büyük bir kısmı sokaklarda oynayarak geçti. Ondan sonraysa çeşitli işlerde çalıştım. Doğu topraklarında, o yaştakilerin çalışılabileceği çok iş vardır. (Küçük el arabalarında elbise satmak; aynı el arabalarıyla insanlarını yüklerini taşımak; simit satmak; atölyelerde çıraklık etmek…) Sadece ben değil çoğu çocuk oralarda birdenbire büyüdüğünü fark eder ve sistem böyle yürür gider; insanlar, yoksulluğun üstesinden ancak böyle gelir.
Babam inşaatlarda işçi olarak çalışırdı. Biz büyüyüp liseye başlayacak yaşa gelince, bizim de inşaatlarda çalışabileceğimizi düşünmüş olsa gerekti ki ağabeyimle beni, okul çıkışı okuldan alıp kendisinin de çalıştığı inşaatlara götürür olmuştu. Geceleri, yorgunluktan bitkin düşmemişsek, ders çalışmaya çalışırdık. YGS’den bir gün önce bile inşaatta çalışmaya gittiğimi hatırlıyorum. Çok zor günlerdi; ama huzurluyduk. Biz de çalışmaya başladıktan sonra, geçimini az çok sağlayabilen aileler düzeyine gelmiştik. Ta ki babam elimize geçen paradan şımarana kadar…
Babam, üniversiteyi kazandığım yıl, tüm aileyi hayal kırıklığına uğrattı: Yaşadığımız şehir, Suriye’deki karışıklıklardan dolayı çok fazla göç alıyordu. Göçle gelenler, yaşamlarını sürdürebilmek için her yolu deniyorlardı. Babam, garibanlığından faydalandığı bir kadınla imam nikahı kıyıp evlendi. Babamızın bu tercihinden sonra, onun yanında durmadık.
Aynı yıl, en küçük kardeşimiz, Mersin Yahya Akel Fen Lisesi’ni kazandı. Ağabeyim de Mersin Üniversitesi’nde öğrenim gördüğü için, Mersin’e taşınmayı uygun gördük. Geçinebilmemiz için, birimizden birinin fedakarlık etmesi gerekiyordu. Benim bir büyüğüm olan ağabeyim üstlendi bu sorumluluğu; okulu bırakıp çalışmaya karar verdi. O yılın yazında, ben ve iki ağabeyim inşaatlarda çalışarak kazandığımız parayla evin eksiklerini tamamlamaya uğraştık. Üniversite hayatım başladığında da İstanbul’da çeşitli yarı zamanlı işlerde çalışır oldum; devletten aldığım öğrenim kredisi yeterli gelmiyordu. Ne var ki çoğunlukla derslerimden geri kalıyordum. Artık EGET ailesine katıldığım için, böyle bir gereksinimim olmuyor. EGET Vakfına tekrar teşekkürlerimi sunmak istiyorum.
Bu satırları okuyan sizlerin de benim gibi zor şartlarda öğrenim görüp başarı sağlamış öğrencilere yardım ederek bu zincirde bir halka olacağını ümit ediyorum.
Saygılarımla
Merhabalar;
Ben EGET VAKFI’nın bursiyer öğrencilerinden; daha da önemlisi, Türkiye’nin geleceği için uğraşan bu ‘tatlı ailenin’ fertlerinden biriyim. EGET Vakfı için, ‘aile’ dedim; çünkü gerçekten de bu vakıfta herkes birbirinin ağabeyi, ablası, kardeşi, çocuğu. Bu kadar samimi bir ortama şahit olmak, gerçekten güven verici.
Liseyi, eğitimi çok da düzgün olmayan bir okulda okudum. Ailemizin maddi durumu çok iyi olmadığı için, dershaneye gitmek, özel ders görmek gibi imkanlara sahip değildim. 12. sınıfta girdiğim üniversite sınavında, sıralamam, ilk yüz binin de altındaydı. Doktor olmak istiyordum; ama bırakın bir tıp fakültesinde öğrenim görmeyi, bu durumda, dişe dokunur herhangi bir bölüme bile yerleşemiyordum.
Düzenli ders çalışmaya başladım. Notlarımdaki artışı gördükçe, hırslanıyor, daha fazla çalışır oluyordum. Sınav sonucunda, tıp fakültesi öğrenimi görme hakkı edindim. Ailem de ben de çok sevindik; ama sırada başka bir sorun vardı: Başka bir şehirde öğrenim görmemin maddi bakımdan ne kadar zor olacağını düşünür olduk. O günlerde, burs veren kuruluşları araştırırken, EGET VAKFI ile karşılaştım ve başvuruda bulundum. Sonrasında, mülakata çağrıldım. Mülakat sırasında, bu Vakıf’a, orada çalışanlara, harcanmış olan once emeğe bir kez daha âşık oldum: Bu ülkede, birileri yararına, karşılıksız beklemeksizin emek sarf eden insanlar vardı hâlâ!
Sizler de yılmayın, arkadaşlar; hayallerinizin peşinden koşmaya devam edin.
Sevgi ve saygılarımla
Nidal