EGET Vakfı’na, kurduğu bu sürdürülebilir sistem için teşekkürlerimi sunmak istiyorum.  

       Mardin’in Nusaybin ilçesinde, ailemin üçüncü çocuğu olarak dünyaya geldim. On, on iki yaşlarıma kadar çocukluğumun büyük bir kısmı sokaklarda oynayarak geçti. Ondan sonraysa çeşitli işlerde çalıştım. Doğu topraklarında, o yaştakilerin çalışılabileceği çok iş vardır. (Küçük el arabalarında elbise satmak; aynı el arabalarıyla insanlarını yüklerini taşımak; simit satmak; atölyelerde çıraklık etmek…) Sadece ben değil çoğu çocuk oralarda birdenbire büyüdüğünü fark eder ve sistem böyle yürür gider; insanlar, yoksulluğun üstesinden ancak böyle gelir.

      Babam inşaatlarda işçi olarak çalışırdı. Biz büyüyüp liseye başlayacak yaşa gelince, bizim de inşaatlarda çalışabileceğimizi düşünmüş olsa gerekti ki ağabeyimle beni, okul çıkışı okuldan alıp kendisinin de çalıştığı inşaatlara götürür olmuştu. Geceleri, yorgunluktan bitkin düşmemişsek, ders çalışmaya çalışırdık. YGS’den bir gün önce bile inşaatta çalışmaya gittiğimi hatırlıyorum. Çok zor günlerdi; ama huzurluyduk. Biz de çalışmaya başladıktan sonra, geçimini az çok sağlayabilen aileler düzeyine gelmiştik. Ta ki babam elimize geçen paradan şımarana kadar...

      Babam, üniversiteyi kazandığım yıl, tüm aileyi hayal kırıklığına uğrattı: Yaşadığımız şehir, Suriye’deki karışıklıklardan dolayı çok fazla göç alıyordu. Göçle gelenler, yaşamlarını sürdürebilmek için her yolu deniyorlardı. Babam, garibanlığından faydalandığı bir kadınla imam nikahı kıyıp evlendi. Babamızın bu tercihinden sonra, onun yanında durmadık. 

      Aynı yıl, en küçük kardeşimiz, Mersin Yahya Akel Fen Lisesi’ni kazandı. Ağabeyim de Mersin Üniversitesi’nde öğrenim gördüğü için, Mersin’e taşınmayı uygun gördük. Geçinebilmemiz için, birimizden birinin fedakarlık etmesi gerekiyordu. Benim bir büyüğüm olan ağabeyim üstlendi bu sorumluluğu; okulu bırakıp çalışmaya karar verdi. O yılın yazında, ben ve iki ağabeyim inşaatlarda çalışarak kazandığımız parayla evin eksiklerini tamamlamaya uğraştık. Üniversite hayatım başladığında da İstanbul’da çeşitli yarı zamanlı işlerde çalışır oldum; devletten aldığım öğrenim kredisi yeterli gelmiyordu. Ne var ki çoğunlukla derslerimden geri kalıyordum. Artık EGET ailesine katıldığım için, böyle bir gereksinimim olmuyor. EGET Vakfına tekrar teşekkürlerimi sunmak istiyorum. 

      Bu satırları okuyan sizlerin de benim gibi zor şartlarda öğrenim görüp başarı sağlamış öğrencilere yardım ederek bu zincirde bir halka olacağını ümit ediyorum.

                                                                                                                                                             Saygılarımla

                                                                                                                                                                  Murat